17.05.2017

MAYIS-ETKİNLİKLER

GÖRÇEK
 3AŞK 4 MEVSİM

FERHANGİ ŞEYLER




Sunay Akın’ın, bir saatine bin kitabın ışığını sığdırdığı gösterilerin en önemli özelliği, izleyenlerde bakmak ile görmek arasındaki duvarı yıkmalarını sağlamasıdır.  kitaplarını da sıkılmadan okuyup mutlu olmuşumdur. gayet akıcı ve hoş bir gösteriydi.







'Dünya Dans Günü Etkinlikleri' kapsamında prömiyerini yapacak olan, David SONNENBLUCK'ın koreografisi, P.İ.ÇAYKOVSK''nin müziği ile '3 Aşk' ve Uğur SEYREK'in koreografisi, A.VIVALDI'nin müziğiyle '4 Mevsim' iki yeni modern bale eseri...


üç bölüm birbirinden bağımsız gibi görünse de hoş bir bütünlük içindeydi. klasik ve modern dans iç içe geçmiş gibiydi. müzikler, koreografi, danslar bize iyi ki bu gösteriye gelmişiz dedirtti.









21.04.2017

NİSAN-KİTAPLAR





Saray ressamı Fausto Zonaro’nun öğrencisi;  adını nü resim sanatına altın harflerle yazdıran ve ünlü şair Nazım Hikmet in annesi, Celile hanımın hayatı kitabın konusu. Aynı zamanda şair Yahya Kemal Beyatlı’nın sevgilisi idealist, gözü pek, büyüleyici bir kadının nefes kesici yaşam öyküsünü anlatıyor kitap .

İki taraftan da paşa kızı, paşa torunu olan ve olağanüstü güzelliğinin yanı sıra fırtınalı hayatıyla da tarih sahnesinin dikkat çeken kadınlarından biri   Celile Hanım. Oğlu Nazım Hikmet’in sürgün yıllarının kederini ve mücadelesini de yaşar. O gerçek bir saray hanımefendisidir. 

Padişah hafiyeleriyle, balkan çetecilerle, İttihat ve Terakkicilerle boğuşacak kadar cüretkar, sevgisiyle kuracağı ev için masa örtüsü dikecek kadar mütevazı, oğlu için canını ve gururunu hiçe sayacak kadar fedakar bir kadın Celile.

Yalın ama güçlü kalemi, ustalıklı anlatıcılığıyla Osman Balcıgil’in okuması keyifli bir roman olarak kaleme aldığı “Ela Gözlü Pars: Celile” heyecan veren ve hüzünlendiren bir hikaye…





14.04.2017

NİSAN-ETKİNLİKLER



Vivaldi'nin Bayazit operasını biletiva da görünce merak edip aldım.


1735 yılında Antonio Vivaldi tarafından Verona karnavalı için Agostino Pioven’in librettosu üzerine bestelenen “Bajazet” (Yıldırım Bayezid) operası Osmanlı sultanı Yıldırım Bayezid’in Timur tarafından esir edilmesini ve sonraki hayatından yola çıkarak kurgulanmış hikayesi, sevginin nefrete karşı kazandığı zaferi anlatıyor. 

Timurlenk, Bayezid’e karşı büyük bir zafer kazanır ve onu tutsak eder. Ancak Timurlenk, daha önceden Trabzon Prensesi Iren’e evlenme sözü vermiş olmasına rağmen, Bayezid’in kızı Asteria ile evlenmek istemektedir. Bu durum üzerine Timurlenk, Iren’i Bizans müttefiği Andronicus’a bırakır ve onunla birlikte olmasını ister. Fakat Andronicus da Asteria’yı sevmektedir. Bayezid, kızının ihanetine çok kızar, ancak Asteria ona Timurlenk’i evlendikleri gece bıçaklayacağını söyler ve planını anlatır. Ne var ki plan ortaya çıkar ve baba ile kızı hapse atılır. Daha sonra Timurlenk, Asteria’yı yanına köle olarak alır. Asteria, Timurlenk’e hizmet ederken onu zehirlemeyi planlar, ancak Iren Timurlenk’i tam zamanında uyarır. Bunun üzerine Timurlenk Iren’e yeni bir evlilik sözü verir. Bu sırada Bayezid kendini zehirleyerek öldürür. Asteria da Timurlenk’in huzuruna çıkarak kendisini öldürmesini ister. Ancak Timurlenk Asteria’yı affeder, onu ve Bizans tacını Andronicus’a verir




İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin genç  proje grubu Modern Dans Topluluğu İstanbul ( MDTİst), özel bir prodüksiyonla kuruluşunun 7. yılında İstanbul seyircisi ile buluşuyor.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin tanınmış koreografı Aysun Aslan’ın uzun bir aradan sonra sahnelere dönüşüne ev sahipliği yapacak. Bir dünya klasiği olan Giselle balesi, Jizel ismi ile, bulunduğumuz coğrafyaya has, günümüz sosyal dokusunda örülen bir form ile sahnelenecek. Albrecht, Giselle, Hilarion, Myrtha gibi klasik karakterlerin, Alb, Jizel, Hila, Mirta olarak tanımlandığı bu farklı Jizel dünyasının güncelliği, Adolphe Adam’ın müziğinin tarihi değeri ile bütünleşiyor.


Jizel’in çağdaş kostüm tasarımı Ayşegül Alev’e, yalın sahne tasarımı Ferhat Karakaya’ya, ışık tasarımı Kerem Çetinel’e, görsel tasarımlar ise Yaşar Saraçoğlu’na ait.


Türkiye'nin ilk özel Dans Topluluğu Türkuaz'ı kurarak modern dansın yaygınlaşmasında öncü olan Aysun Aslan, uzun bir aradan sonra sahnelere döndüğü "Giselle" balesini, özel modern dans drama adaptasyonu ile bulunulan coğrafyaya has, günün sosyal dokusunda form bulan bir esere dönüştürdü. Çağdaş kostüm tasarımını Ayşegül Alev, yalın sahne tasarımını Ferhat Karakaya, ışık tasarımını Kerem Çetinel ve görsel tasarımlarını Yaşar Saraçoğlu'nun yaptığı eser Beşiktaş Belediyesi Fulya Sanat'ta seyirciyle buluştu.


Jizel, annesi Berte ile birlikte kuaförlük yaparak hayatını kazanan saf bir kızdır ve yaşadığı mahallenin delikanlısı Hila'nın ısrarlı aşkından çok rahatsızdır. Özel kuaför olarak gittiği bir köşkün yakışıklı oğlu Alb'e abayı yakar ve onunla  gizli gizli buluşmaktadır. Bu buluşmalardan birinde Alb, taktığı nişan yüzüğüyle genç kızın iyice aklını başından alır. Genç kızı sürekli izlediği için yüzük meselesini öğrenen Hila, olayı vakit geçirmeden Jizel'in annesine yetiştirir. Alb'le aralarındaki sınıf farkının felaket getireceğine inanan Berte çok üzülür. Ama Alb'den vazgeçmesi konusunda ne kadar nasihat ederse etsin, Jizel'in umurunda bile değildir.





Alman asıllı Fransız müzisyen, opera ve operet bestecisi Jacques Offenbach'ın "Güzel Helen" (La Belle Helene) isimli opereti, Türkiye'de ilk kez sanatseverlerle buluştu. 
İstanbul Devlet Opera ve Bale'since, Murat Göksu tarafından sahneye konulan eser; Süreyya Operasında sahnelendi. Serdar Yalçın'ın orkestra şefi olarak görev yaptığı eserde, koro şefliğini Paolo Villa, dekor tasarımını Zeki Sarayoğlu, kostüm tasarımını Serdar Başbuğ, ışık tasarımını ise Ahmet Defne üstlendi.
İlk kez 17 Aralık 1864'te Paris'teki Theatre des Varietes'de sahnelenen operet, Truva Savaşı'na neden olan Truva Kralı'nın oğlu Paris ile Isparta Kraliçesi ve Menelaos'un eşi Helen'in, kaçış hikayesini gülünç bir şekilde ele alıyor. Eserde, "Paris" rolünü Caner Akın ile Ahmet Baykara canlandırırken, Helene'i Şebnem Ağrıdağ ve Hande Soner Ürben, Menelaos'u Cenk Bıyık ve Çağrı Köktekin, Agamemnon'u Alper Göçeri ve Kevork Tavityan, Calchas'ı Zafer Erdaş ve Ufuk Karakoç, Oreste'yi Nesrin Gönüldağ ve Deniz Erdoğan Likos, Achille'i Serkan Bodur ve Yoel Keşap, Bacchis'i Banu Ergün ve Funda Güllü, Leaena'yi Peyman Dorkan ve Zeynep Halvaşi, Parthenis'i Betül Görgülü ve Şöhret İnanç dönüşümlü olarak oynayacak.


13.04.2017

NİSAN-SİNEMA






2014 yılında vizyona girdi film. Türk yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filminden sonra hayata geçirdiği ve Cannes'da büyük ödül Altın Palmiye'ye layık görülen son filmi olan Kış Uykusu'nun başrolünde Haluk Bilginer yer alırken;  kendisine Demet Akbağ, Melisa Sözen, Ayberk Pekcan, Serhat Kılıç, Tamer Levent, Nejat İşler ve Nadir Sarıbacak eşlik ediyor. 

 Aydın emekli bir tiyatrocudur; Kapadokya'ya babasından yadigar kalan butik oteli işletmek için geri döner. Aydın o günden sonra başlayan kış uykusu bu gözlerden ırak otelin içerisindeki gündelikleriyle, kah yerel bir gazeteye köşe yazıları yazarak kah her zaman niyetlendiği ancak bir türlü başlayamadığı tiyatro tarihi kitabını yazmayı düşünerek geçer. Tüm bu süreçte hayatında iki kadın vardır: Kendisine her anlamda uzak ve soğuk davranan genç karısı Nihal ve boşandıktan sonra yanlarına taşınan kız kardeşi Necla.





2008 yapım yılı olan film bir ortak yapım. (Türkiye-almanya- fransa ) filmin  yönetmeni . Oyuncular ise; Yavuz Bingöl, Ercan Kesal, Hatice Aslan, Ahmet Rıfat Sungar paylaşıyor. 


Üç Maymun, Ceylan'ın önceki filmlerine kıyasla dramatik yapısı çok daha güçlü bir film. 


Filmin öyküsü, milletvekilliğine adaylığını koymuş bir iş adamı, arabasıyla bir kişinin ölümüne sebep olur. Ancak siyasi kariyerini bahane göstererek, özel şoföründen bu suçu üstlenmesini ister. Maaşını ailesine vermeye devam edeceğini ve çıktığında toplu bir para daha ödeyeceğini vaat eder. 


çok sıkılmadan izledim. konu üzücü ama görsel açıdan izlerken keyif aldım. 






1973'te Şili'de gerçekleşen hükumet darbesi ve General Augusto Pinochet'nin iktidara gelişi esnasında ülkede bulunan hostes Lena (Emma Watson) ve fotoğrafçı Daniel (Daniel Brühl) çifti, bir anda kendilerini sokak çatışmaları ve diktatörlüğün baskısı arasında bulur. Solcu gruplarla ilişkisi olduğu gerekçesiyle Daniel, Pinochet'nin gizli polis teşkilatı DINA tarafından alıkonur. Sevgilisinin, diğer birçok siyasi suçlu gibi ülkenin güneyindeki Colonia Dignidad kampına götürüldüğünü öğrenen Lena, oldukça zorlu şartların söz konusu olduğu ve hiçkimsenin kaçamadığı bu komüne katılmaya karar verir.

2015 almanya yapımı bir film ve yönetmeni Florian Gallenberger. Oyuncular ise; Emma Watson, daniel Brühl, Michael Nygvist, 


çok etkileyici bir film, bu konuda çekilmiş belgesellerden de ek bilgi aldım. gerçek bir konu oluşu insanı üzüyor. Costa gavras'ın kayıp filmi tadında çok başarılı bulduğum bir film.


25.03.2017

MART 2017- ETKİNLİKLER

KOMİK-İ ŞEHİR NAŞİT BEY

Türk Tiyatrosu’nun önemli adlarından Naşit Özcan’ın yaşamından kesitler sunan bir oyun. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde izledim.  19. yüzyıl sonundan 20. yüzyıl ortalarına kadar olan süreçte tiyatromuzun, özellikle de Tuluat Tiyatrosu’nun sıkıntılı dönemlerini, Naşit ve Tiyatrosu’nun yaşadıkları üzerinden aktarıyor. 20. yüzyıl gerçeğinde sinemanın giderek güçlenmesi ve yayılması, Şehir Tiyatroları’nın İstanbul tiyatro yaşamındaki yeri, yaklaşan 2. Dünya Savaşı’nın ülkeye ve sanata yansıyan zorlukları, Tuluat Tiyatrosu’nun yeni yol ayrımlarına girişi, Naşit’in ailesiyle ilişkisi oyunun konusu ve kurgusunda kendine yer buluyor. konu üzüntülü olunca biraz buruk bir tad bırakıyor insanda. daha iyi bir oyuncu kadrosuyla sanki daha iyi bir oyun çıkarmış diye düşündüm oyun bittiğinde. 


FAUST



İhtiyar Doktor Faust gençliğin özlemini duymaktadır. Dua da etse derdine çare bulacağından emin değildir; bu sebepten dolayı da şeytanı çağırmaya karar verir. Şeytan Méphistophélès yüzünde alaycı gülümseyişiyle görünür ve buna karşılık ondan ruhunu ister. Faust düşünürken Méphistophélès kozunu oynar. Aniden güzel bir kız hayali belirir; bu Marguerite'dir. Faust heyecanla pazarlığı kabul eder.

Alman yazar J. W. Goethe’nin aynı adlı eserinden Fransız besteci Charles Gounod’nun bestelediği 'Faust' operası, uzun bir  aradan sonra Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluştu. Geniş kadrosu, kostümleri, dekor tasarımı ve orkestra müziğiyle dikkat çeken Faust operası, gece sonunda dakikalarca ayakta alkışlandı.  

 Recep Ayyılmaz’ın sahneye koyduğu eserin orkestra şefi Roberto Gianola. Koroyu ise Marco Morrone hazırladı. Koreografisi Beyhan Murphy’e ait eserin dekor tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Gizem Betil, ışık tasarımı Yakup Çartık’a ait. 






9.03.2017

MART 2017-SİNEMA


Orhan her şeyi bırakarak Londra’ya yerleşir ve editör olarak çalışmaya başlar. Yıllar sonra İstanbul’a geri döner. Nedeni ünlü yönetmen Deniz Soysal ile tanışmaktır. Deniz hem tarihi aile köşkünden annesini adaya taşımak;  hem de yeni filmi için hazırlık yapmak için İstanbul’dadır. Deniz doğup büyüdüğü şehirdeki çocukluk anıların anlattığı bir kitap yazmıştır. Orhan’ın İstanbul’daki işi, yayınlanmadan önce kitaba editörlük  yapmaktır. 

Uzun yazışmalardan sonra İstanbul’da buluşurlar. Ancak ertesi sabah Deniz ortadan kaybolur. Orhan’ın gelişi ve Deniz’in ortadan kayboluşu ilginç bir rastlantıya işarettir. Herkes Deniz’in bir daha geri dönmeyeceğinden endişelidir. Bu sırada, Orhan, Deniz’in kitabında anlatılanların gerçeğin gösterişli bir kopyası olduğunu fark eder. 

Ferzan Özpetek'in yönetmen koltuğunda oturduğu filmin senaryosunu da Özpetek Gianni Romoli ve Valia Santella ile birlikte kaleme almış. Filmin oyuncu kadrosunda ise Halit Ergenç, Tuba Büyüküstün, Nejat İşler, Mehmet Günsür, Zerrin Tekindor, Serra Yılmaz ve Reha Özcan gibi birbirinden ünlü isimler yer alıyor.




Filmi annesine adayan ve İstanbul Kırmızısı adının annesinin kendisinden istediği kırmızı ojeden ileri geldiğini söyleyen Özpetek, bu İstanbul’a dönüş hikayesiyle birlikte geçmişe uzanan, Deniz’in ve Orhan’ın ortak sırlarını ortaya döken bir yol izliyor. Tabii bir de Neval var, filmin güzel kadını. Neval’i öyle orta bir noktaya koymuş ki Özpetek, bir yandan arzu nesnesi bir yandan da dost ve bir anda yok.  Evde çalışan Kürt kızın ailesinin yaşadıkları, cumartesi annelerinin sesleri İstanbul’un genel seslerine karışıyor ve ortaya karışık bir İstanbul resmi çıkıyor.  Ferzan Özpetek sinemasında karşılaşmaya alışkın olduğumuz bir diğer durum ise eşcinsel ilişkiler. İstanbul Kırmızısı bu konuda daha önceki filmleri kadar açık sözlü olmayıp bu ilişkiyi açıkça anlatmasa da  Yusuf (Mehmet Günsür) ile Deniz Soysal arasındaki ilişkiyi hissediyoruz. Filmde açık ve net bir eşcinsel ilişki görmesek de ilişkilere dair her şey karmakarışık. Herkes birbirinden bir şekilde bir parça taşıyor. Ferzan Özpetek sinemasında görmeye alıştığımız gibi Neval, Deniz ve Yusuf arasındaki güçlü görünmez bağ ve grup dinamiği Orhan’ı zamanla içine çekse de dışarıdan gelen bir karakterin hikayeye dahil olması ile değişmeye başlıyor.

izlenmeye değer bir film çıkmış ortaya. 






Aralık 2016 da vizyona girmişbir abd filmi, yönetmen Damien Chazelle, oyuncular arasında  Emma Stone, Ryan Gosling var.  Mia (Emma Stone), bir kafede çalışan ve sürekli seçmelerde şansını deneyen bir genç kızdır. Bir trafik sıkışıklığı anında caz piyanisti Sebastian (Ryan Gosling) ile tanışır. O gün üzerine dökülen kahve yüzünden lekeli elbise ile seçmelere giden Mia başarısız olmuştur, morali bozuktur. Onu neşelendirmek isteyen ev arkadaşları bir partiye davet ederler. Bu arada Sebastian piyanist olarak çalıştığı restorandan kovulmak üzeredir çünkü restoran sahibinin (J.K Simmons) istediği türü çalmayı red etmektedir. Mia partiden dönüş yolunda tam da o restorana girdiğinde Sebastian’ın kovulmasına şahit olur.



çok sıkılmadan izlenebilecek romantik bir komedi filmi.


3.03.2017

MART 2017-KİTAPLAR

MANŞET YALISININ KIZI


Soner Yalçının bahsettiği kitabı merakla aldım. Leyla Tavşanoğlunun Çetin Emeç'in küçük kız kardeşi olduğuna şaşırarak kitaba başladım. 

Son Posta gazetesinin efsanevi patronu, aynı zamanda Demokrat Parti milletvekili olan baba Selim Ragıp Emeç'in açtığı yoldan çocukları Çetin Emeç, Aydın Emeç ve küçük kızı, babasının "Leylak"ı Leyla Tavşanoğlu da yürümüş. Keyifle okudum. 


BİR DİNOZORUN ANILARI




Mina Urgan 'ın Bir Dinozorun Anıları'nı okurken, anı türünün güzelliğine, içtenliğine, çekiciliğine bir kez daha kapıldım. 
Bir Dinozorun Anıları'nın bence en güzel bölümü, ihtiyarlığa, hayata dair notları.



13.02.2017

ŞUBAT 2017-KİTAPLAR






Sunay Akının instagram hesabında beğenisini belirttiği kitabı;  almama vesile oldu.  Son derece akıcı bir üslupla II. Abdülhamit'in saray ressamlığına yükselen Fausto Zonaronun hayatı anlatılan. Keyifle okudum.  Kapak tasarımı ve içindeki resimlerde çok başarılı. 

ŞUBAT 2017-ETKİNLİKLER

TRİO ANDANTE KONSERİ




Karnaval radyolarında günün sorusunu bildim ve çift kişilik konser bileti kazandım. Trio Andante Leyla Gencer Opera Salonunda Bakırköyde açılmış bir sahne.  Oda müziği ülkemizde pek tercih edilen bir tür değil. Konser pazar akşam saatlerinde olmasına rağmen salon doluydu. (12şubat) 

Piyanist Şevki Karayel,  kemancı Nilgün Yüksel ve viyolonselci Indira Mas’la bir araya gelerek kurduğu Trio Andante, gecemize renk getirdi diyebilirim.


Johannes Brahms’ın oda müziği alanının klasikleşmiş yapıtlarından Op. 8 Piyanolu Üçlüsüyle Astor Piazzolla’nın Mevsimler adlı sevilen eserini seslendirdiler.



UYUYAN GÜZEL BALESİ



Çaykovski ile efsane klasik bale koreografı Marius Petipa’nın işbirliği ile, 1890 yılında ilk kez St. Petersburg’da sahnelenir.  Eser halen dünyada bir çok topluluğun repertuvarında yer almakta ve popülerliğini günümüzde de korumaktadır.  İstanbul Devlet Opera ve Balesi; Baş Koreografı Ayşem Sunal Savaşkurt, eserin İstanbul’da en son sahnelenişinden 20 yıl geçmiş olduğunu ve İstanbul seyircisinin eseri özlemiş olduğunu düşünerek, 'Uyuyan Güzel’i sahneleme kararı almış. Keyifle izlediğim bir baleydi. Konusu ise;  kötü kalpli peri, yeni doğan prensesin vaftiz törenine davetsiz olarak katılır. Davet edilmediği için Prenses’i lanetler. Prenses, 16’ncı yaş gününde parmağına iğne batacak ve ölecektir. Ancak Leylak perisi laneti hafifletir. Prenses, parmağına iğne battıktan sonra yüz yıl uyur ve bir prensin öpücüğüyle hayata döner.

KAHVE KANTATI OPERETİ




Kahve Kantatı’nın librettosunu, Bach’ın yakın arkadaşı Picander takma adlı ile tanınan Christian Friedrich Henrici (1700-1764) yazmıştır. Eser, o yıllarda bütün Avrupa’ya yayılan kahve bağımlılığını ele alır. Kızını kahve içme alışkanlığından vazgeçirmeye çalışan bir baba ve onun kahve tiryakisi kızı karakterleri aracılığıyla bu problemi nükteli bir üslup ile anlatır. Eserin hemen başında bir anlatıcı, dinleyicilere sessiz olmaları ve dikkatle dinlemeleri gerektiğini söyledikten sonra yerini baba-kıza bırakır. Bu kısım, Orta Oyunu’nun mukaddime’sini anımsatır ve Ortaçağ tiyatrosundan miras kaldığı düşünülür.


Üç şarkıcının birlikte söylediği, kahve içmenin normal olduğunu ilan eden bir trio ile eser biter. Kahve Kantantı’nda  şan partilerini tenor, soprano ve bariton sesler söyler.

Kantat olarak sınıflandırılmasına rağmen aslında küçük bir komik operadır.Genel olarak o dönem Leipzig'de sosyal bir problem olmuş kahve bağımlılığını hicivsel bir dille anlatır. hoştu, zevkle izledik. 









    27.01.2017

    OCAK 2017-KİTAPLAR


    Sadık Bey, tüm hayatını aslında istemediği şeyler yaparak geçiren bir muhasebe müdürünün hikâyesini anlatan bir roman. Çocukluk arkadaşıyla kurduğu şirkette işler büyüdükçe ikinci plana itilerek muhasebe müdürlüğüne razı edilmiş, altmışlı yaşlardaki Sadık Bey, bir taraftan yaşamını sorgularken diğer taraftan şirket evlenmesi sonucunda işlerinden olacak insanlar için bir şeyler yapmaya çalışır. Bu esnada tüm hayatını vazgeçişler, yanlış tercihler ve hayallerini unutmayla geçiren bir adamın romanı Sadık Bey. Kurgu güzeldi ama birşeyler eksik kalmış duygusundan kurtaramadım kendimi. bittiği anda da daha bitmemeli diye düşündürdü bana. 





    Ülkemizin yakın tarihindeki en büyük hukuksuzluk süreci olan Balyoz-Ergenekon davalarının ‘Adalet Şehidi Yarbay Ali Tatar anısına yapılan bir edebiyat seçkisi bu kitap. Çağdaş Yaşamı destekleme derneğine bırakılmıi bir kitap bu. İlk beş hikaye dereceye girenlere ayrılmış. Diğer katılımcılarda kitapta yer almış. 
    okuyun, okutun....